VURULUP TERTEMİZ ALNINDAN UZANMIŞ YATIYOR BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB, NE GÜNEŞLER BATIYOR

Tanım

KİŞİYİ TANIMADAN YARGILAMA TANI ONDAN SONRA YARGILA BELKİ BİR GÜN OLUR SENDE SEVERSİN BENİM GİBİ


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

GÜZELLİĞİNDE BİR İMTİHANI VAR

GÜZELLİĞİNDE BİR İMTİHANI VAR...

Kategori: HIKAYE

Güzelliğinde İmtihanı Var

Süleyman bin Yesâr, bir arkadaşıyla “Ebva” denen yerde konaklamışlardı. Arkadaşı yakındaki alışveriş yerinden bir şeyler almak üzere çadırdan ayrıldığı sırada Süleyman’ı geriden gözetleyen bir bedevi kadını hemen çadırın kapısına gelerek:
– Buraya kadar gelir misin? diye seslendi.
Süleyman, serili sofradan yiyecek isteyeceğini düşünerek bazı şeyleri alıp da kadına doğru yürürken kadının ikazı farklı oldu: – Ben yiyecek falan istemiyorum, seni istiyorum seni. Yakışıklılığın hoşuma gitti. Karşı çadıra gel. Kimsecikler yok yanımda! Süleyman, bir imtihana tabi tutulduğunu düşünerek bağırmaya başladı:
– Defol buradan şeytanın elçisi. Şimdi arkadaşım gelir, İkimiz de rezil oluruz!
Kadın, beklemediği bu karşılıktan ürkerek peçesini yüzüne kapayıp çadırına dönerken, Süleyman da içeriye girip ağlamaya başladı. Bu sırada çarşıdan aldığı şeylerle gelen arkadaşı Süleyman’dan yaşadığı durumu dinleyince o da ağlamaya başladı. Süleyman şaşırmıştı.
– Sen niçin ağlıyorsun? diye sordu. Aldığı cevap şöyle oldu:
– Kardeşim, sen gerçekten de bir iffet abidesiymişsin. İyi ki ben muhatap olmadım böyle bir imtihana. Muhtemeldir ki kaybedebilirdim. Allah sana senin güzelliğin kadar iman kuvveti lütfeylemiş demek ki.
Süleyman oradan kalkıp Medine’ye varır, o gece rüyasında Yusuf aleyhisselamı görür. Karşıdan kucağını açarak gelen Hazret-i Yusuf ona şöyle hitap eder:
– Gel seni kucaklayayım iffet abidesi kardeşim. Güzelliğin de kendine göre imtihanı vardır. Sen de benim gibi bu konuda imtihanlara tabi tutuldun, ama kazandın. Tebrik ederim seni.


- EBU EYYÜB EL-ENSARİ

Kategori: DIN KUL

 

EBU EYYÜB EL-ENSARİ

 

Peygamber Efendimize ev sahipliği yaparak Mihmandar-ı Resulullah, Peygamber Efendimizle bütün savaşlara katılarak Alemdar-ı Habibullah diye anılan seçkin sahabelerden biri de Eyüb Sultandır.

Asıl adı; Halid b.Zeyd'dir.Ebu Eyyüb künyesidir.Medine nin ileri gelen iki kabilesinden Hezrec'in Neccaroğulları kolunun reisidir.Peygamber Efendimizin dedesi Abdul muttalib'in anneside neccaroğulları kabilesindendir.

ikinci Akabe Biatında hanımı ile birlikte bulunmuştur.

Eyüp Sultan, Peygamber Efendimizi Medine'ye Hicretinde altı ay evinde misafir etmiş ve Mihmandar-ı Resul olarak anılmaya başlamıştır.

Peygamber Efendimizle Birlikte Bedir,Uhud,Hendek,Hayber,Mekke'nin fethi ve Huneyn başta olmak üzere bütün savaşlara iştirak etmiştir.Savaşlarda HZ.Peygambere zarar gelmemesi için onun yanından hiç ayrılmaz ve bazı geceler çadırın etrafında nöbet tutardı.

peygamber efendimizin duasını almıştır.

Eyüp Sultan,Vahiy katiplerindendi:

Hz.Ebu Bekir dönemindeki savaşlarla Hz.Ömer devrinde Suriye,Filistin,Mısır ve Kıbrıs seferlerine katılmıştır.

Hz.Ali, Eyüp Sultanı çok severdi.Halifeliği döneminde Irak'a gittiğinde Medine'de yerine vekil olarak Eyüp Sultanı bırakırdı.

Eyüp Sultan 80 yaşlarında iken miladi 669 yılının ilkbaharında istanbul kuşatmasına katılmak için orduya katıldı.Kuşatma devam ederken vefat etti.Vasiyeti üzerine bir askeri birlik tarafından surlara yakın olan bu günkü yerine defin edildi.

 

(Allah(c.c)cümlemizi himmetine nail eylesin.)


 - KADININ ÖRTÜ

"Kadının bir saç telinin bile görünmesinin dînimizce zinâ hükmünde olup olmadığını ve kadının örtünmesinin hikmetini âyet ve hadisler ışığında açıklayabilir misiniz?"

Dinimiz ölçü ve denge dinidir. Her olumsuz davranışın cirmi kadar günahı, günahı kadar da mânevî mes’ûliyeti vardır. Bir günahtan caydırmak için daha ağır bir günahın adını onun yerine kullanmaya kalkışırsak, ağır günahı hafifletmiş, diğer günahı da içinden çıkılmaz bir hâle getirmiş oluruz. Zinâ olmayan bir şeyin zinâ hükmünde olması akla da, dîne de, gerçeğe de uygun değildir.

Ancak şu kadar söylenebilir: Kadının nâmahremleri yanında başını örtmesi farzdır. Örtmez ise, Allah’ın koyduğu sınırı ihlâl etmiş olur, yani haram işlemiş olur.

Bilindiği gibi vücudumuz bize âit değildir. Vücudumuz üzerinde binde dokuz yüz doksan dokuz hisse sahibi, Hâlık-ı Rahîm’dir, yani vücudumuzu Yaradan’dır. Vücudumuzla ilgili tasarruf hakkı ve yetkisi de, elbet vücudumuzu Yaradan’a aittir. Biz emri uygulamakla mükellefiz.

Örtünmenin bir çok hikmeti zikredilebilir. Fakat en mühimi, emri uygulamaktır. Hikmetlere fazla kafa yorup emri görmezden gelirsek, emre haksızlık etmiş oluruz. Örtünmekle Allah’ın emrini uygulayan kadın, böylece kem gözlerden, kötü bakışlardan, ahlâksız nazarlardan da kendini korumuş olur.

Kur’ân’a göre giyinmede iki maksat gözetilir: 1-Örtünmek (tesettür), 2-Güzel görünmek (ziynet). Örtünmeyi de, güzel giyinmeyi de şu âyetler teşrî kılmıştır: "Ey insanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbîseler gönderdik. Takvâ örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah’ın bu âyetleri öğüt almanız içindir. Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbîselerini soyarak ananızı, babanızı Cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın."1 "Ey insanoğulları! Her mescide güzel elbîselerinizi giyinerek gidin! Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah isrâf edenleri sevmez."2

Kadın fıtratının süse tutkun ve ziynete elverişli olması yüce dînimizin de dikkate aldığı bir husustur ki, erkeklere haram kılınan ipek ve altın, kadınlara helâl kılınmıştır. Fakat kadın bu ayrıcalığını ve imtiyazını, kendi süsünü ve ziynetini yabancı erkekler nezdinde açarak ve ifşâ ederek kullanamaz. Bu meşrû değildir.

Kadın kendisine nâmahrem olanların yanında örtünmelidir. Kadının örtünme sınırını Kur’ân, "kendiliğinden açılan yerler dışında"3 istisna cümlesiyle çizmiş; kendiliğinden açılan yerler hususuna da Peygamber Efendimiz (asm) "el ve yüz"4 ifâdeleriyle açıklık getirmiştir.

Nûr Sûresi 31. âyeti ile, Ahzâb Sûresi 59. âyeti açık bir beyanla tesettürü emreder. Bunlardan Nûr Sûresi 30. âyeti mü’min erkeklere iffetlerini korumaya; 31. âyeti ise mü’min kadınlara iffetlerini korumaya dâir emirler içerir. Burada, "Başörtülerini yakalarının üstüne salsınlar"5 hükmü gâyet açıktır. Başörtüsü konusunda âmir hüküm içeren bir diğer âyet de Ahzâb Sûresi 59. âyetidir. Bu âyet de meâlen şöyledir: "Ey Nebî! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle! Dışarı çıkarken üzerlerine örtü alsınlar!"6

Hazret-i Âişe’nin (ra) rivâyetine göre, örtü âyeti nâzil olunca Ensâr kadınları etekliklerini ortadan yırtarak başörtüsü yapmışlar ve siyah başlıklarla Hazret-i Peygamberin (asm) arkasında namaz kılmışlardır.7

Bir diğer rivâyet de Hazret-i Hafsa’dan (ra): "Kız kardeşim sordu: ‘Yâ Resûlâllah! Örtü bulamadığımız zaman dışarıya örtüsüz çıksak bunun mahzuru var mıdır?’ Allah Resûlü (asm): ‘Arkadaşı örtüsünü ona versin de, o da hayırlı işine öyle çıksın!’ buyurdu."8

Kur’ân’ın ve Resûlullah’ın (asm) temel ölçüleri bunlardır. Bu ölçüleri nazara aldıktan sonra ayrıntıyı, detay tercihini, zevk ve renk seçimini, biçim ve tarzı, şekil ve çizgileri kendi zevkimize göre belirleyebiliriz. Hiçbir sakıncası yoktur.

Özetlersek; kadın, el ve yüzü dışında bütün vücûdunu örtmelidir. Bu istisnaya, topuklara kadar ayakların da dâhil edilebileceğini beyan eden âlimler de vardır. Giyim dar olmamalı, vücuda yapışmamalı, vücudu belirginleştirmemeli; vücutta rahat durmalı, şıklığı bozmamak kaydıyla geniş olmalıdır.

Güzel giyindikten sonra, bununla kibirlenmek meşru değildir. Kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi helâl değildir. İnce ve şeffaf giyinmek helâl değildir.

Ancak örfün, geleneklerimizin ve içinde bulunduğumuz çevrenin de giyimde belirleyici rolü bulunduğu unutulmamalı, örfün ve çevrenin kabûlü olmayan giyim tarzı tercih


Tarih: 22:55, 15/5/2007
Yorum yaz

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->